59 MyGazete Logo
Antalya'dan Dünyaya
Adopen
,
InterPress
Modacı Nur Yerlitaş'ın ınstagram canlı yayınında "Şehitler mehitler aman...
Şimdilerde şarkıları ile milyonlara ulaşan Mabel Matiz'in asıl mesleğinin...
"Mutluluk Zamanı" filminin galasına Acun Ilıcalı ve eşi Şeyma...
Sosyal medyaya veda eden isimler kervanına oyuncu Deniz Baysal...
"Kardeşim Benim 2'nin" galası dün akşam yapıldı....
Hülya Avşar ve Kaya Çilingiroğlu’nun kızları Zehra, önceki gün...
Ezgi molanın yazdığı ve başrolünü üstendiği "Maide'nin Altın Günü"...
Raşit Bağzıbağlı önceki gün Nişantaşı’nda görüntülendi....
Önceki gün bir düğünde sahneye çıkan Alişan, adetlere uyup...
En son İçerde dizisiyle ekranlarda olan Bensu Soral hastanelik...
“Şevkat Yerimdar”ın Sanem’i Semra Güzel, deneme çekimine sıcak bakmayan...
Şarkıcı Sagopa Kajmer (Yunus Özyavuz), Instagram hesabından 20 yıldır...
İbrahim Büyükak, önceki gün nişanlısı Nurdan Beşen ile Etiler’deydi....
Kelebek Yazarı Cengiz Semercioğlu, Şener Şen’in 7 yıl sonra...
Nurgül Yeşilçay, Zorlu Alışveriş Merkezi’nde görüntülendi....
Survivor yarışmasıyla tanınan Nagihan Karadere ile eşi Uğur Gökçe’nin...
Emrah, önceki gün eşi Sibel Erdoğan ve çocuklarıyla birlikte...
Tülin Şahin, Victoria Secret'in 29 Kasım'da Çin'de düzenleyeceği defilede...

MYTV

Sıçan Adası’nın Sırları çözüldü!

Akdeniz Üniversitesi Yunan Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Adak, Antalya’nın nazar boncuğu gibi tam göğsünde yer alan Sıçan Adası’nın tüm sırlarını ortaya çıkartan bir çalışmaya imza attı.

07.09.2017 10:00

Prof. Dr. Mustafa Adak, Sıçan Adası’yla ilgili yaptığı çalışmanın sonuçlarını kaleme aldığı yazısını arkeoloji bloğunda paylaştı. İşte Prof. Adak’ın, o araştırması ve adada yaptığı keşif gezisinin sonuçları ile Sıçan Adası’nın gün yüzüne çıkan sırlarını anlattığı o yazı: Antik dünyada Pamfilya Denizi adıyla bilinen Antalya Körfezi tehlikeli dalgaları nedeniyle kötü bir şöhrete sahipti. Günümüzde binlerce yerli ve yabancı turist için birbirinden ünlü plajlarıyla cazibe merkezi olan ve masum görünen körfezin bu acımasız tarafı ilk ve Ortaçağ yazarları tarafından defalarca dile getirilmiştir.

GEMİLERE MEZAR OLDU

Bu hikâyeler, aniden çıkan rüzgârlar, fırtınalar, girdaplar ve hortumlardan hayatını zar zor kurtaranları anlatırken, deniz altında keşfedilmeyi bekleyen batıklar birçok denizcinin onlar kadar şanslı olmadığını gösterir. Geç Bronz Çağı’nda Gelidonya Burnu yakınlarında denize kurban giden bir hurda gemisi sualtı arkeolojisi tarihinde araştırılan ilk batık olmuştur. Rodos Adası ve Ege kıyılarına bir yağmalama seferi düzenleyen büyük bir Arap armadası dönüş yolunda Antalya Körfezi’nde bir fırtınaya yakalanarak 808 yılında tamamen mahvolmuştur. Antalya Körfezi’nin diğer bir özelliği de adalar açısından oldukça fakir olmasıdır. Gelidonya Burnu ile Phaselis arasında sadece Beş Adalar, Sulu Ada ve Üç Adalar yer alır. Phaselis’ten Anamur’a kadar ise kayda değer tek bir ada vardır:  Sıçan Adası… Saydığımız bu adaların hiç biri yerleşim alanı için elverişli görünmemektedir. Antalya’nın birkaç kilometre batısında kalan ve kıyıya yüzme mesafesinde (700 – 800 metre) olan Sıçan Adası’nın ilk bakışta pek bir özelliği yok gibidir. Üçgen şeklinde bir kaya kütlesinden oluşan adanın kuzey -güney yönünde uzanan eni 300 metre ya var ya yoktur.

SARP KAYALIKLARIYLA ÜNLÜ

Ada batıdan doğuya deniz seviyesinden 45 derece meyille 100 metre yükselir. Bundan dolayı batısı rüzgâra karşı korunaklıdır. Ada, doğu kısmında ise, denize 90 derece sarp düşen kayalarıyla ürkütücü bir görünüm alır. Oldukça küçük olan bu ada düz olsaydı buraya futbol sahası bile belki anca sığardı. Ada bu şekliyle, insanoğlu tarafından iskân edilmediği izlenimini uyandırmaktadır.  Ancak,   bu bir yanılgıdır. Çünkü adanın batı kısmında uzaktan bile görünebilen uzun bir sur duvarı yer alır. Benim gibi tarihe merak duyan üç arkadaşım adaya kadar yüzmüş, ancak kayalar kaygan olduğu için adaya ayak basamamıştır.

KÜÇÜK MAĞARALAR VAR

Likya Yarımadası’nda sürdürdüğüm bilimsel çalışmalar için veya adanın karşısındaki çok sevdiğim Küçük Çaltıcak Plajı’nda biraz stres atmak için bu ilginç adanın yanından sayısız kez geçtim. Dost ve misafirlerimi hep bu plaja götürürüm. Hemen yakınında oturduğumuz Konyaaltı Plajı kadar kalabalık olmayan plaj doğası ve tüm vahşiliğiyle hoşuma gider. Çekilmez yaz sıcaklarında Küçük Çaltıcak’ın adaya daha yakın olan kısmında denizin içinden çıkan soğuk su kaynakları ferahlatıcı olur. Orada ayrıca herkes tarafından pek bilinmeyen ve önleri ince kumla kaplı küçük mağaralar bulunur.

İLK ADI LYRNATEIA İDİ

Yukarıda değindiğim tüm olumsuz yönlerine rağmen Sıçan Adası Antalya’ya yerleştiğim ilk günden beri bende hep merak uyandırmıştır. Bu merakın nedeni, mesleğim gereği incelediğim, artık konuşulmayan Eski Yunanca ve Latince kaynaklarında bu küçücük adanın sayısız İlkçağ ve Ortaçağ yazarları tarafından zikredilmesidir. Ayrıca, adaya insanoğlunun günümüze kadar verdiği çeşitli adlardır. Ada için kayda geçmiş en erken ad Lyrnateia’dır. Bu adı, MÖ 5. yüzyılın ortalarında yazan Pseudo – Skylaks’tan öğreniyoruz. Ada bu adı karşı kıyıdaki Beldibi Beldesi’ne yakın olan Lyrnas Kenti’nden almış olmalıdır. Buraya MÖ 8. veya 7. yüzyılda Edremit Körfezi’nden gelen Aiol göçmenleri yerleşmiştir. Adanın Roma Dönemi’ndeki adı Attelebusa / Attelebussa’dır. Bu da ‘Çekirge Adası’ anlamına gelmektedir. Ortaçağ’a gelindiğinde ise, öncelikle İtalyan denizcileri için hazırlanmış olan ‘Bahriyename’lerde ada Renathia, Aratia, Arnatia, Ranatia ve benzeri adlar altında kayda geçmiştir. Marino Sanudo’nun 1321 yılında kaleme aldığı bir bahriyenamede, denizcilerin adanın karşısında iyi içme suyu bulabilecekleri de not edilmiştir. Söz konusu akarsu Küçük Çaltıcak Plajı’nın kuzey kenarında denize ulaşan Acısu olmalıdır. Piri Reis ise, 1522 yılında hazırladığı bahriye kitabında burasının adını Güvercin Adası olarak vermiş ve adanın Antalya Limanı’ndan on iki mil uzaklıkta olduğunu not düşmüştür. Aynı esere eklediği haritada ise adanın adını Kuş Adası olarak belirtmiştir. 18. ve 19. yüzyıl kaynaklarında adanın adı Rasat olarak geçmektedir. Günümüzde ise Sıçan Adası adıyla anılmaktadır.

(Piri Reis'in haritası)

KEŞİF GEZİSİNDE NELER GÖRDÜK?

Adanın adıyla ilgili bu bilgilerin dışında tatmin edici herhangi bir araştırma pek bulunmuyor. Anladığım kadarıyla buraya bilim insanları uğramamış ve adanın tarihi dokusu incelenmemiştir. Nihayet, adanın sırrını çözmek amacıyla oraya doğasever dostlarım Ümit Durak ve Celal Güzelyürek ile birlikte bir keşif gezisi düzenledim. Bizi adaya ulaştıran küçük motoru Beldibi Belediyesi sağladı. Orada dalış hocalarıyla karşılaştık. Onlardan suyun berraklığı nedeniyle burasının çok rağbet gören bir dalış noktası olduğunu ve Antalya’dan çok sayıda yatın burayı ziyaret ettiğini öğrendik.

SALDIRIYA KARŞI SAVUNMA AMAÇLI

Yoğun bitki örtüsünden dolayı adayı gezmek hiç de kolay olmadı. Buraya çeşitli diken ve kaktüs türlerinin yanı sıra yaban zeytin ağaçları hakim. Sahil yolundan görülen sur’un Bizans Dönemi’nde inşa edildiği duvar tekniğinden anlaşılıyor, irili ufaklı kırma taşlar kireçtaşının eritilmesiyle elde edilen harç ile birbirine tutturulmuş. Ancak surda büyük ve düzgün şekilli taşların da kısmen kullanılmış olması burada daha eskiye dayanan bir istinat duvarının var olması gerektiğini düşündürdü. Adanın bir ucundan diğer ucuna uzanan sur kıyıya 10 metre uzaklıkta inşa edilmiş. Sur’un iyi korunmuş orta kısımları 5 - 6 metreye varan yüksekliğe sahip. Surun iç kısmında sağlam kalmış bir seğirdim yolu adanın denizden gelebilecek bir saldırı için savunulmasını sağlamaktaydı. Ayrıca sura yakın iki tonozlu sarnıç dikkatimizi çekti. Yaklaşık 10 metre uzunlukta ve biri 5, diğeri ise 3 metre genişlikte olan sarnıçların iç duvarları su sızıntısını engellemek amacıyla kırmızı harçla sıvanmıştı.


3 KULELİ BİR DE KALESİ VAR

Zirvede yaptığımız keşif ise, adanın tarihinin daha da eskiye dayandığını gösterdi. Burada Klasik ve Helenistik dönemlere ait olan üç kuleli bir kalenin temellerine rastladık. Uzunluğu tahminen 100, genişliği ise 30 metre olan kale iki teras üzerine kurulmuş. Etrafa yayılan bol miktarda kiremit parçaları bu yapının bir çatı sistemi ile kapalı olduğunu gösteriyor. Zirvede yer alan bu askeri yapı, yakından geçen tüm gemiciler tarafından görülmüş olmalıdır. Büyük bloklarla inşa edilen bu klasik kalenin içine Ortaçağ’da küçük bir gözetleme kulesi yerleştirilmiştir. Bu yapı, aşağıdaki aynı döneme ait olan surla birlikte adanın Bizans Dönemi’nde de hâlâ askeri amaçla kullanılmış olduğunu kanıtlamaktadır.   
KÖLELER SATIŞA ÇIKIYORDU

Bir araştırmacı ‘azat etmek’ anlamına gelen rasat sözcüğünden yola çıkarak adanın Osmanlı Dönemi’nde de işlev gördüğünü öne sürmüştür. Bu görüşe göre tutsak kişiler burada köle olarak satışa çıkarılmıştır. Araştırmamı bitirdikten sonra insanoğlunun adaya mal ettiği bazı adlara ancak anlam verebildim. Piri Reis’in kullandığı adlar isabetlidir. Çünkü güvercin, martı ve başka kuş türleri burada barınak kurarak adayı kuluçkalık alanı olarak kullanmaktadır. Adada yılan gibi bazı sürüngenlerin yanı sıra bir iki sıçan da gördüm. Adaya ayak basmadan önce burasının sıçana benzememesine rağmen halkımız tarafından bu hayvana benzetildiğini düşünüyordum. Demek ki yanılmışım. Adaya yapmış olduğum keşif gezisi, burasının tarihte çeşitli işlevler görmüş olduğunu kanıtladı. Bugün ise Sıçan Adası kendi başına bırakılmıştır. Durum böyle olunca doğa burada kendi hâkimiyetini kurmuştur.

(Büşra Tanrıtanır / MYGazete.com ) 

Yorumlar

Meating

Bağlantılı Haberler

Turizm Haberleri

Editörün Seçtikleri

En Çok Okunanlar

Spor Haberleri